GELSEYDİN YA RESUL ALLAH
Ya resulALLAH bir gün ansızın çıkıp gelsen;beni yalnızlığa çakılmış, sensizlikle boğuşurken göreceksin. Gözyaşları kalbine akmış bir yetim bulacasın. Bir yetimin başını okşayacaksın başımı. Çünkü yetimim… Bilmem kalbinde “resul aşkı” olan yatı olur mu, o göz ebedi ağlar mı, o gönül hicranda kalır mı? Böyle bir saadete ermiş bir insan rabbinden başka ne ister Ya ResulALLAH.
Ve Sen gelseydin sorardın usulca yanıma yaklaşarak seni bu hale getiren şey ne diye. Belki sebebini anlardı, sana biraz daha dolu biraz daha tebessümle bakmamdan. Sen de tebessüm ederdin ve “Kişi sevdiğiyle beraberdir” derdin. Ben başını önüne eğmiş bir şekilde seni tam anlamıyla sevdiğimi anlardım. Yine de özellikle sorardım. Peki nasıl kavuşurum aşka muhabbete diye. Sen, “önce, salât ve selamla bana yaklaş, sonra bildiklerinle amel et ve günahlardan uzak ol” derdin. Tıpkı Sen ebedi aleme göç ettikten sonra manen seninle birlikte olabilmek için günlerini günah işlemeden geçirmede yarışan ümmetin gibi… Onlara dâhil olmamı isterdin ve böyle olduğum takdirde manevi huzura kavuşacağımı ve aşk şerbetinden içeceğimi söyleyerek beni teselli ederdin.
Ya ResulALLAH! Dünya huzur vermezse hep seni arzularsam deyince; Sen ALLAH’ın takdiri derdin önce ve eklerdin; ebedi âleme göçene ve bana kavuşana kadar sabırla biraz acı biraz çekeceksin. Seni o zamana kadar sözünde sadık, söylediklerimi yerine getirmiş bir şekilde görürsem ben zaten hep yanındayım, kalbin hep hüzünlü olsun. Çünkü ALLAH kalp üzüntüsünden dolayı kullarına azap etmez diyerek bana nasihatte bulunurdun. Ya HabibALLAH, beni de ikinci bir Fatıma kızın olarak kabul eder misin? Deyince bana; evladım ben nice Fatımalar Ayşeler kabul ettim manevi evlatlığa ve onları aynı kızım Fatıma kadar sevdim derdin. İşte sen böylesine şefkatli, böylesine merhametli ve böylesine adaletlisin Ya HabibALLAH…
Ve yine gelseydin…
Senden bir an bile ayrı kalmamak için sorardım, hissettiklerimi, düşüncelerimi arz ederdim, hep konuşurdum seninle sürekli.”Ashabını anlatır mısın? Ya ResulALLAH” derdim. Sen “Ashabım yıldızlar gibi, hangisine tutunursanız yolunuzu bulursunuz” derdin. Ve devam ederdin. H.z. Ömer, H.z.Osman, H.z.Ali… Onlar benim dayanağım derdin. Sana günümüzden haber vereyim mi deyince Sen; her şeyden haberin olduğu halde başını sallardın. Ben de senin hiç üzülmemen için sadece Seni coşturacak mutlu edecek olanları söylerdim. Hani ashabınla konuşurken seni görmeden sana iman eden ümmetini özlediğini söylemiştin ya. İşte… Ümmetinden muhabbetin eşiğinde, senin aşkınla yana binlerce gönül var aynı anda çarpan. Bir ara ResulALLAH’ın yüzüne baktım, bakıp tebessüm ediyordu bunları söylerken. Bir de henüz aşkına kavuşmamış ama bu yolun yolcusu olan, türlü cefalara katlanan körpecik gençlerin var. ResulALLAH’a baktım ellerini açmış Mevla’ya dua ediyordu, başarmaları için. Ve ümmetimi istiyorum Ya Rabbi diyerek gözünden yaşlar damlıyordu
Gelseydin gözyaşlarını silerdin Ya HabibALLAH Çok suçluyuz, hatalıyız. Bize ne şer gelirse oda kendi hatalarımızdan
Gelseydin sana gitmeden söyleyeceğim son sözlerim şu olurdu:
GÜL PEYGAMBERİM
Onca çilenin sebebi senken
Sensizlik çok zor
Kolu kanadı kırık bir kuş gibiyim
Ben buralarda Mekke’m ve Medine’yleyim

الصلات والسلام علا رسولنا محمد
الصلات والسلام علا رسولنا محمد
الصلات والسلام علا رسولنا محمد