Mektup (ıııı)
Haziran 22, 2007 yazan: rasulemektup
EY GÜL
Sevginin tohumuydu Sen’in varlığın ey GÜL…
Güller bile hayran sen’in kokuna. Güllerin içinden bitip geldin dünyaya ama hiç birine benzemiyordun. Hiçbirinin kokusu sen gibi değil.
Ey güllerin güzeli, gül kokulu gül! Hasret doluyum. Küçük ve korumasız bir bulut gibi. Başka bir bulut çarptı mı bütün sularını bırakacak kadar ürkek ve savunmasız bir bulut… Özlem doluyum. Özlüyorum Asr-ı saadet devrini. Keşke o devirlerde olsaydım da o gül yüzüne doya doya bir kere bakabilseydim. Güllere huzur veren sesini bir kerecikte olsa duyabilseydim diye düşünüyorum. Ama H.z. Ebu Bekir bile sana bakmaya doyamazken, yıldızların bile sana bakmaya kıyamazken, ben nasıl bakarım, ben nasıl dayanırım, ben nasıl kıyarım… Yakıştırır mıyım kendime, cesaret edebilir miyim?
Seni Seviyorum aşık olunan güzel! Seni sevdiğimi ilan ediyorum ama ispat edemiyorum. Ne olur bizleri affet. Sana hakkıyla ümmetlik yapamadık. Sen yanarken ümmetin için, büyüklerin en büyüğüne “kızım fatıma, torunum Hasan ile Hüseyin sana feda olsun ey Rabbim, illa ümmetim, illa ümmetim” diye niyazda bulunurken biz senin varlığının anlamını bile kavrayamadık. Değerini anlayamadık… Beynimizi dondurdular, düşünemedik! Sen nefsin için hiç şiddetlenmeyecek, öfkelenmeyecek kadar merhamet ve hoşgörü sahibiydin. Ama ALLAH ve dinine karşı zarar, küfür geldiğini gördüğün an gözünü kırpmadan düşmanlarla savaşacak kadar asil ve cesur bir askerdin. Çünkü sen Rabbi’nin Habib’iydin…
Şimdi sana zarar vermek isteyen düşmanlarımız var ey sevgili… Biz senin kadar asil değiliz. Biz onlarla savaşmak yerine onlara yardım bile ediyoruz, farkında olmadan. Ne yaptığımızın farkında değiliz. Neye hizmet ettiğimizi bilmiyoruz. Beynimizi dondurdular, şuurumuzu aldılar… Hissedemiyoruz.
“ALLAH sevdiği kuluna;bir annenin evladına şifa bulması için acı ilacı yudumlatması gibi, acıları
yudumlatır” diyor Senin yolunda can veren aşıklar. ALLAH ‘ın sevgilisiydin Sen. Çok sevdi Seni ey Nebi! o kadar ki; senden başka kimseye “habibim” demedi. Kim bilir belki de bu yüzden acıların en ağrını sana tattırdı. Önce babanı aldı. Sonra anneni… Çünkü sevgiliydin Sen. O’ndan başkasını sevemezdin, sevmemeliydin. Sonra diğer yakınlarını aldı. Korunmaya en ihtiyacın olduğu anda amcanı aldı. Çünkü Seni bir tek O koruyacaktı. Böyle istiyordu yaradan. Hatice’yi aldı. Senin sığınacak tek limanın Hak Teala’ydı
İmtihanların en ağırıydı. Senin imtihanın. Memleketinden çıkarıldın, güllerin gözyaşları eşliğinde! Sen Medine’ye giderken hüzün yüklü bulutlar gözyaşlarını tutamıyor ve delicesine ağlıyordu.
Medine yolundaydın ey Resul! Arkadaşların en samimisi, en sağdığı olan Ebu Bekir’le yol alıyordun. Bir mağaraya girmiştiniz hani, müşrikler izinizi bulduğunda. Örümcekler sevgi ağı örmüştü mağaranın girişine. Kuşlar bir başka ötüyordu sana olan sevgiyle.
Ey gözlerdeki hüzünlü yaş! sen sadakatin durağı Ebu Bekir ‘in dizine koyup mübarek başını uykuya dalmıştın. Ebu Bekir’in kalbi fırlayacakmış gibi attı o an. Bir ses bir rüzgar rahatsız ederde uyandırır Seni diye biran bile gözünü kırpmadı o tevazu örneği. Sonra bir yılan geldi Senin mübarek cemalini görmeye. Ne var ki, sana gönülden bağlı Ebu Bekir ‘in izin vermedi. Seni uyandırır, sana zarar verir diye ayağını yılanın başına koydu. Biz sana böyle aşık olamadık. Seni başkalarından hiç kıskanmadık. Hz. Ebu Bekir gibi sadık değiliz ey Nebi!
Nihayet Medine’ye varmıştınız. Medine âşıktı sana. Sımsıkı kucakladı içten bir sıcaklıkla bastı Seni bağrına. Ayağının tozuna kurban olmaya hazırdı koca şehir.
Ve Sen’i Medine’nin biricik Gül’ü ilan etti, güllerin hüznü… Sen her sabah açtığında dünyaya gözünü
güller yapraklarını dökerdi utancından Medine’de. Çünkü Sen güllerin en güzeliydin. Medine ‘de de öyle bir açıtınki, ne güller dayandı güzelliğine, ne bülbüller de aşıklarından vazgeçip bir sana yandı.
Biz aşkımızdan geçip sana gelemiyoruz. Affet bizi ey Resul… Dünya aşkı sardı bizi affet…
İmtihanın devam ediyordu.Medine’de de rahat bırakmadılar Sen’i. Savaşlardan savaşlara koştun. Açlıktan karnına taş bağlarken yanında yıldızların vardı. Keşke o yıldızlardan biride ben olsaydım demeye utanıyorum, sofrada karnımı tıka basa doldurduğum geldiği an aklıma.
Hak Teala söz vermişti Sana.”Bir gün İslam’ın nurunu tamamlayacağına dair.”
Gün gelip de Sen Mekke’yi fethettikten sonra Kâbe’yi ziyaret ettin aslanlarınla.
Dönerken yolda vahiy getirdi melek;
“Şüphesiz ben size İslâmı seçtim din olarak…”
Herkes ağlıyordu. Bunun bir veda olduğunu biliyorlardı. H.z.Ebu Bekir ise yanıyordu, yanmasına
yanıyordu da ne yapsın? Emir Hakk’tan gelmişti.
Aşık istiyordu habibini, maşuk gitmeyecek miydi?
Gidecekti elbet. Her şey Rabbi için değil miydi?
Kavuşmaların en güzeli ile kavuştu Rabbine. Rabbim bize de Habibine kavuşmayı nasip eyle.
ÂMİN…
